Kendiliğinden Yanan İnsanlar

  Kendiliğinden Yanan İnsanlar   

İnsan hiçbir yerden alev almadan kendi kendine yanabilir mi? Binlerce olay sonrasında, tanıkların ifadeleri, hazırlanan raporlar, otopsi sonuçları bunu doğruluyor…

İnsan bedeninin kendiliğinden yanıp yanamayacağı yüzyıllardır açıklığa kavuşturulmuş değil. Bilim adamlarının bu konuda ağzını bıçak  açmıyor. Ne olabilir diyorlar ne de olamaz.

Polis ise ne zaman bir yanma olayına el atsa, ya kaza ya cinayet ya da intihar deyip işin içinden çıkıyor. Fakat bu konudaki tedirginlik ortadan kalkmıyor. Şu veya bu biçimde yanarak öldü dediklerimizin bir kısmı kendiliğinden yanmış olmasın?

Ölümün böyle sevimsiz bir çeşidine yakalanmak istemeyenler ne yapmalı? Konuyu anlayabilmek için öncelikle bazı kendiliğinden yanma olaylarını ele almak gerekiyor.

 

Sessizce Yanan Kontes

Kontes Cornella Bandi 62 yaşında bir İtalyan soylusuydu. Verona‘daki evinde sakin bir hayat yaşıyordu. 4 Nisan 1731 günü akşam yemeğinden sonra yatağına yattı. Hizmetçisiyle bir süre sohbet ettikten sonra uykuya daldı. Ertesi sabah Kontes’i uyandırmak için yatak odasına giren hizmetçi, korkunç manzarayla karşılaştı. Yatak odası yoğun bir dumanla kaplıydı. Duman kolay kolay dağılmıyordu… Pencere pervazından aşağıya yağlı, sarımtırak bir sıvı damlıyordu…

Her yer is ve kurum içindeydi. Havada küller uçuşuyor, odanın içindeki her şeyin üzerine yapışıyordu. Ağır bir koku, yandaki odalara bile sinmişti. Yatakta herhangi bir yanık izi yoktu. Yatak örtüsü açılmış ve Kontes yataktan çıkmıştı.

Kontes, yataktan 1.5 m ötede, âdeta kül ve kömür haline gelmiş olarak yığılmıştı. Üzerindeki çoraplar da dahil, bacaklarına bir şey olmamıştı. Başı, bacaklarının arasında yerde duruyordu.  Beyni, sırtının büyük bir bölümü ve çenesi tamamen yanarak kül olmuştu. Üç parmağı kömürleşmişti. Vücudunun yanan bölümlerinden geriye bir avuç kül kalmıştı…

Veronalı din adamı Bianchini, Kontes’in ölümünü en ince ayrıntısına kadar rapor ettiği halde, yetkililer bir açıklama yapmadılar. Sonradan bu ölüm, kendiliğinden yanma olayları arasında, bilinen ilk örneklerden biri olarak kabul edildi.

 

Cinayet mi, Kendiliğinden Yanma mı ?

18. yüzyılda çok sayıda kendiliğinden yanma olayı vardı. Doktorlar konuya ilgisiz kalamıyorlardı. Özellikle adli tıbba birçok olay geliyordu. Sonuçta, kendiliğinden yanma daima reddediliyordu. Uzun süre ileri sürülen reddediş gerekçelerinden biri, katillerin cinayetlerini gizlemek için, olaya kendiliğinden yanma süsü vermeleriydi.

Şimdi 1725 Fransa’sına bir uzanalım. Jean Millet adlı bir hancı, güzel bir hizmetçi kızla düşüp kalkıyordu. Bir sabah adamın yaşlı ve çirkin karısı yanmış halde bulununca, olay bir cinayet olarak yorumlandı. Kadının cesedi evdeki ocağın çok yakınında ve yerde duruyordu. Vücudunun büyük bir bölümü yanmıştı. Ancak başının bir kısmı, gövdesinin ve iç organlarının bazı bölümleri kalmıştı. Cesedin bulunduğu döşemenin 45 cm genişliğindeki bir bölümü de yanmıştı. Ama çok yakınındaki un torbasında hiçbir yanma belirtisi yoktu. Olay, o sırada handa kalan asistan doktor Le Cat tarafından incelendi. Doktor bunun alelade bir yanma olmadığını belirtti. Fakat mahkeme, doktoru ciddiye almadı. Kadının çok içki içiyor olmasına büyük önem verdi. Sonunda olayı ayyaş bir kadının Tanrı’nın gazabıyla yanması olarak açıkladı…

 

Kendiliğinden Yanan İnsanlar

Araştırmalar Sürdürülüyor

İnsanların kendiliğinden yanmasıyla ilgilenen çağdaş aratırmacılar, böyle olayların giderek arttığını ileri sürüyorlar. Eğer tanıkların üzerindeki baskı kalksa, herkes doğruyu söylese, bu sayının daha da artacağını kabul ediyorlar. Bazı gazeteciler ve meraklılar da kendiliğinden yanma olayları üzerine bilgi topluyorlar. Tıp dergilerinde konuyla ilgili yazılar yayımlanıyor. Fakat nedense savcılar ve onların danıştıkları uzmanlar, kendiliğinden yanmayı fiziğe ve tıbba aykırı buluyorlar. Her olayın altında sıçrayan bir kıvılcım, yanan bir sigara izmariti ya da bir çocuğun kibritle oynaması gibi nedenler arıyolar.

 

Cevapsız Kalan Sorular

Kendiliğinden yanma olayları, yüzyıllardır aynı biçimde sürüp gidiyor. Değişen sadece açıklamalar. Eskiden “Tanrı’nın bazı insanları cezalandırması, çok içki içenlerin, ayyaşların kaçınılmaz sonu” deniyordu. Şimdi ise, eğer bir polis karışmışsa, katili bir türlü bulunamayan bir cinayet (!) ortaya çıkarılıyor.  Eğer yetkili doktorlardan rapor istenmişse, o zaman da olayda muhakkak bir kaza (!) aranıyor.

Olayların görgü tanıkları ve insanların yakınları, polisin ve doktorların raporlarıyla tatmin olmuyorlar. “İşin içinde başka bir iş var” deniyor. Ama ne? İnsan nasıl olur da vücudunun içinden yanmaya başlar? Yananların çoğunun ileri yaşlarda ve kadın olması bir tesadüf mü? Yanma olayının bu kadar çabuk olup bitmesinin nedeni ne? Kendiliğinden yanmanın ancak belirli koşullarda olduğu ve belirli özellikte kişilere musallat olduğu söyleniyor, bu doğru mu? Son olarak da, bir insanın bu biçimde hayatını yitirmemek için ne yapması gerekir? Alınacak tedbirler nelerdir? İşte, şimdi bütün bu sorulara cevap aranıyor.

 

 

 

Taksim Gezi Parkı Olayları – Video Arşivi

 

Taksim Gezi Parkı olayları hakkında elinizdeki video ve fotoğrafları bilgi@derlerki.com ‘a gönderebilirsiniz.

Kadıköy, Beşiktaş, Taksim, Gezi Parkı ve tüm Türkiye’deki video ve fotoğrafları elimizden geldiğince güncel olarak paylaşmaya çalışıyoruz.

Yiğit Bulut: Polis Taksim’e de Girer, Kafanı da Kırar

Ankara

Ethem Sarısülük’ün Vurulma Anı

Toma Neredeyse Göstericileri Ezecekti

Kızılay’da polis müdehalesi

Samsun

İstanbul

Kocamustafapaşa’daki Olaylar

Elinde Palayla Direnişçilere Saldırdı

Tomayla Gösericiye Sert Müdehale

Beşiktaş’ta polis müdehalesi


Bodrum

Rize

Rize’deki direniş yanlılarına halkın müdehalesi

Direniş Şarkıları

Kardeş Türküler Tencere Tava

Boğaziçi Caz Korosu

Taksim Gezi Parkı Direnişçileri Dağılın Lan!

Taksim Gezi Parkı Hakkındaki Yalan Haberler

 

Taksim Gezi Parkı olay videoları: http://derlerki.com/taksim-gezi-parki-olaylari-video-arsivi/
Sosyal Medya’da çıkan yalan haberler: http://derlerki.com/taksim-gezi-parki-olaylari-ile-ilgili-yalan-haberler/
Taksim Gezi Parkı olay fotoğrafları: http://derlerki.com/taksim-olaylari-fotograf-video-arsivi-guncel/

 

İşte Taksim Gezi Parkı olayları hakkında sosyal medyada çıkan, aslı olmayan haberler;

1) Bülent Arınç’ın oğlu gezi parkına açılacak olan AVM’ye ortak

Bu iftira çıktıktan sonra açıklamalar geldi bu olayın aslı yok.

2) Panzerle ezilen genç resmi

En çok tepki çeken fotoğraflardan. Olayın aslı yabancı bir ülkede bot motorundan yaralanan bir kişi.

3) Sosyal medyalara erişim engellendi

Bu bir yalandı. Hatta en ufak bir Facebook, Twitter kesintisinde herkes galeyana geldi. Türkiye daha o kadar düşmedi merak etmeyin. Belirtmek gerekir ki ufak bir yavaşlama söz konusu. Ayrıca Taksim’de 3G bağlantısının kesildiği doğru.

4) Binlerce polis istifa etti

Gelen sayılar abartıydı. Gerçek sayılar bir kaç kişiden ibaret.

5) İstanbul Emniyet Müdürü görevden alındı

Ntv sondakika adıyla açılmış bir fake hesabın uydurmasıydı.

6) Polisin gerçek mermi kullanması

Böyle bir durum olursa ismi katliam diye adlandırılır ki mümkün değildir. Fakat plastik mermi kullanıldığı gerçektir.

7) Videodaki Kerem Can Karakaş’ın ölmesi

Videodaki cesaretli eylemci yaşıyor. İsmi Kerem Can Karakaş değil. Kerem Can daha önce trafik kazasında ölen bir kişi. Kayıtlara bakabilirsiniz.

8) Köpeğe biber gazı sıkan polis

Bu foto daha önce de vardı şu günlerde çok paylaşıldı. Fotoğraftaki kişiler İtalyan polisi. Provakatörlerimiz tarafından fotomontajlanmış.

9) Çarşı grubunun bir tomayı ele geçirmesi

Habere göre çarşı grubu TOMA’yı ele geçirip polisleri kovalamış. Bu da yalan haberlerden biriydi.

10) Polislerin ilaçlı suyla göstericileri bayıltması

Taksim Gezi Parkı olaylarıyla ilgili gerçekten gülünecek bir haberdi. Fakat paylaşım sayısı on binleri geçti.

11) Haber kanallarının fake hesabı

Birçok haber kanalının fake hesabı açıldı. Provoke edici söylemleri anında yayıldı. Takipçileri 300’ü geçmezken rt sayıları 10 binlere ulaştı.

12) Eylem 48 saat daha devam ederse Anayasa Mahkemesi hükümeti düşürülebilir

Hiç bir ülkede böyle bir yasa mümkün değildir. Eylemin daha uzun sürmesi için uydurulmuştur. Muhalefet hükümetin istifasını istese dahi, hükümetin düşürülmesi söz konusu değildir.

13) Eylemlerde Portakal Gazı Kullanıldı

Portakal gazı Birleşmiş Milletler tarafından yasaklanmış, zararları büyük bir kimyasal silahtır. Topluma müdahale için böyle bir gazı kullanmak cinayettir, kimse göze alamaz. CNN tarafından doğrulandı diyenler vardı. Ireport olarak CNN’in sitesinde yayınlandı fakat, Ireport’lar normal kişiler tarafından yayınlanır.
CNN PRODUCER NOTE’u okumanızı tavsiye ederim. Beşiktaş’ta kullanılan biber gazından farklı görülen turuncu gaz biber gazının ağırlaştırılmış halidir.

14)Beyaz Show

Beyaz Taksim Gezi Parkı eylemine gittiği için kanal tarafından sözleşmesi iptal edilerek tümden yayından kaldırıldığı söylendi. Beyaz Show sadece bu haftalığına iptal edilmiştir. Millet kan ağlarken programı yapması düşünülemezdi zaten.

15) Eylemcilerin köprüden geçiş fotoğrafı yerine 2012 maraton fotoğrafının paylaşılması

16) Cnn International’ın; Cnn Türk’ün duyarsız kalıp direniş haberlerini vermediği için isim hakkını fesh etmesi

Resmi hiç bir yerde böyle bir açıklama yok. CNN Türk’te çalışan tanıdıklarım da böyle bir şeyin olmadığını söylediler.

17) Eylemciler Başörtülü Bayanlara Saldırdı

Bu da yayılan haberler arasındaydı. Fakat provokatörler her iki tarafı da karıştırmaya çalışıyor. Hükümet yanlılarının da arasındalar. Kaldı ki; direnişçiler arasında azımsanamayacak kadar başörtülü kişi vardı, bugün hiç bir sorun yaşanmadı.

18) Ulusal TV spikerinin ‘3-5 kişi de ölse iyi olacaktı’ sözleri

Twitter’de bazı gazetecilerin resmi hesaplarında yayılan bu bilgi teyit edilemedi ve Haber7.com da dahil olmak üzere birçok haber sitesinde kullanılan bu iddia daha sonra kaldırıldı.

19) Camide Bira İçildi/Polis Camiye Biber Gazıyla Müdehale Etti

Konuyla ilgili açıklama yapan Bezm-i Alem Valide Sultan Camii müezzini Fuat Hoca, “Burada içki içilmedi. Eylemciler buraya sığındıktan sonra içki içen görselerdi zaten kendileri dışarı atardı” dedi.                                                                            “Herkes ayakkabısını bile çıkararak içeri girdi” diyen müezzin, polisin camiye gaz sıktığı iddialarının da doğru olmadığını söyledi.

 

 

Kaynak: Fatih ÇİPİL

Taksim Olayları Fotoğraf Arşivi (Güncel)

Taksim Gezi Parkı olayları hakkında elinizdeki video ve fotoğrafları bilgi@derlerki.com ‘a gönderebilirsiniz.

 

Taksim Gezi Parkı videoları: http://derlerki.com/taksim-gezi-parki-olaylari-video-arsivi/
Sosyal Medya’da çıkan yalan haberler: http://derlerki.com/taksim-gezi-parki-olaylari-ile-ilgili-yalan-haberler/

Taksim Topçu Kışlası – Taksim Gezi Parkı

Topçu KışlasıCumhuriyet’in ilanından sonraki İstanbul ve Taksim bölgesi ‘terk edilmiş, sahiplenilmemiş, harabe’ bir şehir görüntüsü vermekteydi. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil edebilecek ve kadim bir şehre yakışır nitelikte İstanbul’un yeniden imar edilmesi için 1938’de çalışmalara başlandı. Doktor olan, yurt dışında da görevlerde bulunan dönemin İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar doğu ve batı şehirlerini çok iyi tanıyan, idealist birisiydi. Kırdar öncelikle Taksim bölgesinde bazı düzenlemelere gitti. Sultan Abdülmecid döneminde yapılan, 1860-1908 yılları arasında 1. Topçu Alayı Kışlası olarak bilfiil kullanılan ve 1938’de yıkımına karar verilen Topçu Kışlası ve Taksim civarı hakkında sanat tarihçisi Süleyman Faruk Göncüoğlu şöyle demektedir:

‘İstanbulluların gitmeye korktuğu Taksim bölgesi, 1920’den itibaren çekim merkezi oluyor, dönemin gökdelenleri denilebilecek 6 katlı apartmanlar inşa edilmeye başlanıyor ve kentin elit kesimi yaşamaya başlıyor. Bu çekim alanı karşısında Topçu Kışlası’nın vaziyeti ve etrafındaki eklentiler, ciddi bir sıkıntı doğuruyor. Kışla ayrıca eroin ticareti ve afyon işlenmesi için kullanılmış. Burası, 1933’e kadar devletin gözetiminde ve devlete gelir sağlayacak bir unsur olarak, hem Türkiye’de yetiştirilen afyonun işlendiği hem de İran üzerinden Afganistan’dan gelen eroin ve afyonun Kasımpaşa’dan gemilere yüklenerek Avrupa’ya ve Amerika’ya yönlendirildiği yer. Eroin işlenmesi, Milletler Cemiyeti’nin notaları ve baskıları sonucunda 1933’te yasaklanmış ama 1937’ye kadar gayri resmi devam etmiş. Kışlada, 2.Abdülhamid’i tahttan indirmek için 24-25 Nisan 1908’de yaşanan ve tarihe 31 Mart Vakası olarak geçen olaylarda birçok masum asker katledilmiş. Kışla, İstanbul’un işgali yıllarında da işgal kuvvetleri tarafından kullanılmış. Kışla, Anadolu’da bağımsızlık savaşı veren ordumuza ve halkımıza yardımcı olanların tutuklanıp getirildiği ve işkence görüldüğü bir yer. Bu nedenle eski İstanbullular buraya pek iyi gözle bakmazlardı. Hatta yaşlı insanlar o dönemde önünden geçerken şehit edilenler için bir Fatiha, üç İhlas suresi okurdu.’Topçu Kışlası

Yapılması Planlanan Asıl Gezi Parkı

Göncüoğlu, bunların hiç birinin hatırlanmaması için 1938 yılında Topçu Kışlası’nın yıkılmasına karar verildiğini ve 1939’dan itibaren buna başlandığını belirterek, yerine de Paris’teki örnekleri gibi Gezi Parkı yapılmasının  kararlaştırıldığını söylemektedir. Yanında birçok basket sahasının olacağı, birçok spor tesisleri, dağcılık kulüplerinin yer aldığı büyük bir parkın uzandığı Gezi Parkı, bugünkü ile sınırlı değildir. Gezi Parkı, bugünkü Ceylan ve Hilton otellerinin olduğu alanlarda dahil olmak üzere Harbiye’deki park alanına ve Dolmabahçe’nin sırtlarındaki alana kadar uzanan bir bütün olarak tasavvur edilmişti. Burası İstanbullular için önemli bir teras alanıydı. Göncüoğlu, ‘yapılan güzellikleri dejenere etme noktasında gerçekten bir numarayız, o güzelim parkı bugün güdük ve anlamsız bir Taksim Meydanı ve parkı haline dönüştürmüş haldeyiz’ diye konuştu.

Topçu Kışlası Stadyum Olarak Hizmet Veriyor

Topçu Kışlası’nın iç avlusunun, o dönemde bir spor dergisi yayımlayan Çelebizade Said Tevfik Bey’in önerisi üzerine 1920’den itibaren stadyum haline getirildiğini belirten Göncüoğlu, şunları kaydetti: ‘Taksim Stadyumu, 18 yıl İstanbul sporuna hizmet etmiştir. Türk Milli Futbol Takımı ilk maçını 26 Ekim 1923’te Romanya’ya karşı bu stadyumda oynamıştır. Maç 2-2 berabere sonuçlanmıştır. Güreşte ilk milli karşılaşma olan Balkan Güreş Şampiyonası, atletizmde ilk milli karşılaşma Balkan Atletizm Şampiyonası, bisiklette ilk milli karşılaşma Türkiye-Bulgaristan müsabakası ve binicilikte ilk milli müsabaka Türk-Bulgar milli konkurhipikleri burada yapılmıştır. 1923 ile 1936 yılları arasında Türkiye Milli Futbol Takımı’nın 9 maçına ev sahipliği yapan eski kışla binası, futbolun dışında güreş, atletizm ve bisiklet yarışlarının da düzenlendiği yer olmuştur. Taksim Stadyumu, yaklaşık 8 bin kişi alabiliyordu. Türk futbol tarihinde ilk gece maçı 9 Eylül 1933’te saat 21.00’de burada oynanmıştı. Fenerbahçe-Beyoğluspor arasındaki karşılaşmayı, saha kenarına dikilen direkler arasında sallandırılan donanma ampulleri aydınlatıyordu. Fenerbahçe’nin 4-2 kazandığı maçta ilk golü Fenerbahçeli sağ açık Küçük Fikret (Kırcan) atmıştır. En keskin gözlerin bile zor gördüğü bu gece maçının ilginç yanlarından birisi de Fenerbahçe takımında hayli miyop olduğu halde gözlüksüz oynayan üç futbolcunun bulunmasıydı. Bu futbolcular Şevket Soley, Fikret Arıcan ve Orhan Menemencioğlu’ydu.’Topçu Kışlası

Sanat tarihçisi Süleyman Faruk Göncüoğlu, Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilecek olmasını da şöyle değerlendirdi:
‘2. Abdülhamid’in çok güzel bir sözü vardır; ‘Tarih tekerrürden ibaret değil, olaylar tekerrürden ibarettir.’ Tarihi yapılarımızın tamamının restore edilmesi esasında mantıki bir olay değildir. Çünkü tarih bir noktada yaşanmış ve bitmiştir. Siz bundan bir övünç kaynağı ele alabilirsiniz, bundan yola çıkarak, geleceğinizi planlayabilirsiniz ama tarihi mirasın tamamını, her şeyini yeniden ayağa kaldırmak bir noktada anlamsızlaşır ve bunun duygusal bağı da kopmuş olur. Nasıl insanlar doğar, gelişir ölür ve miadını tamamlarsa, aynı şekilde tarihi  unsurlar da bir noktada kendini tamamladıktan sonra yeniden canlandırılmasının çok büyük bir önemi yoktur. Arkeolojik kalıntıların, sütunlar ve kaidelerin ayağa kaldırılması görsel hafızamız için çok önemlidir. Ama yok olmuş, ortadan kaldırılmış, herhangi bir şekilde var olmayan bir eserin yeniden ortaya çıkarılması, tarihi misyon olarak ne kadar etkindir? Onu tartışacağız.’

 

Yavuz Sultan Selim ve Kerameti: Sin Şın

Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethetmek üzere yola çıktığında, Şam’da konakladığı sıralarda bi hayli düşünceliydi. Çünkü bu büyük seferde ordunun bir çok ihtiyacı vardı ancak tüm bunları karşılayacak parayı bulmak sıkıntı yaratıyordu. O günlerde, ünlü alim Şeyh Muhyiddin Arabi‘nin kitaplarını okuyan Sultan, Şeyh’in kabrini de ziyaret edip ruhu için dua etmek istedi. Şam halkı kabrin yerini bilmiyordu. İki gün bu konu araştırıldı ve tellallar bilenin ödüllendirileceğini halka duyurdular. Kimse çıkmadı. Yalnızca dağda koyun otlatan bir çoban geldi:

Yavuz Sultan Selim“Efendim, Kaysun Dağı’nın yamacında bir yer biliyorum; oradan ne koyunların birisi bir ot yer ne de oraya bir hayvan basar. Oranın otları kendi halinde büyür ve zamanı gelince de kurur gider. Zannım o ki aradığınız yer orasıdır.”

Yavuz Sultan Selim ile Muhyiddin Arabi’nin Buluşması

Çobanın tahmini doğru çıktı. Kazılan yerde Şeyh’in cesedi hiç çürümeden durmaktaydı.  Yavuz Sultan Selim onun için bir türbe yaptırdı ve defin işlemini bizzat kendisi takip etti. Defin bitince Şam halkının Şeyh hakkında bildiklerini öğrenmek istedi. İleri gelenlerden bazı alimler ve güngörmüş kişileri huzuruna çağırdılar. Onlar da kendilerine intikal eden bir rivayeti sanki ağız birliği etmişçesine anlattılar. Meğer vakt-i zamanında Şeyh, Şam halkının maddeye düşkünlüğünden yakınarak onlara nasihat etmiş, sonunda da ses tonunu yükseltip ayağını yere vura vura “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır!” diye haykırmış. Halk bu söz ile kendi inançlarına hakaret edildiğini, kendilerinin Allah’a taptıklarını, Şeyh’in bu sözüyle küfre girdiğini iddia ederek kadılara şikayet etmişler ve onlar da Şeyh’in cezalandırılmasına hükmetmişler. Şeyh’in haksız yere eza cefa çekmesine gönlü razı olmayan dostlarından biri Muhyiddin’e gelip “Neden sözünden dönmüyorsun, neden sır gibi davranıyorsun?” diye sorunca da o acı bir tebessüm ile “İza dahale’s-Sin ila’ş-Şın zahira sırri!” demiş. Sultan bunu duyunca çok şaşırdı. Bu söz, “Sin Şın’a girince sırrım anlaşılır!” demeye geliyordu. Sultan bu sefer Şeyh’in bu sözü tam olarak nerede söylediğini araştırttı. Aradan 300 yıla yakın zaman geçmiş, yalnızca bir kişi yeri tahminen bilebildi. Sultan bizzat oraya kadar gitti. Yüksekçe bir tepe olduğu görüldü. Sultan tepeyi kazmalarını emretti. Çok geçmeden kazılan yerden bir küp altın çıktı. Sonra Yavuz Sultan Selim şöyle söyledi:
“Peygamberimiz, zamanın küfür meclislerine binaen ‘Dininiz paranız, kıbleniz kadınlarınız.’ buyurmadı mı? Muhyiddin Arabi de buna dayanarak, taptığınız ayağımın altında demekle, benim ayağımın altında altın var demek istemiş ama o zaman bunu kimse anlayamamış ve Şeyh-i Ekber’i haksız yere idam etmişler.”
Şam halkı günlerce bu hadiseyi konuştu ve Sultan’ın kerametine inandılar. Çünkü Sin, Selim adının ilk harfi, Şın da Şam adının ilk harfiydi. Sin’in Şın’a girmesi gerçekleşmişti. Halk bu keramete büyük bir uğur telakki edip Sultan ve ordusuna hizmet için canla başla yarıştılar, Şeyh’in altınlarını akçeye çevirdiler. Böylece ordunun parası bulundu ve kararlaştırılandan üç gün önce yola çıktılar.

 

Kaynak:  Şah & Sultan – İskender Pala