Mimar Sinan: Aşkın Fotoğrafı

Mimar Sinan: Aşkın Fotoğrafı

Mimar Sinan bütün eserlerinde bir fark yaratmayı başarmıştı. İşte aşkıyla yarattığı bu farkın hikayesi…

Mihrimah Sultan Osmanlı padişahı I. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan’ın kızı olarak 21 Mart 1522’de dünyaya geldi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’a bir talip çıkar: Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa. Merkeze uzak bir yerde görevli olan Rüstem Paşa’nın Kanunî’ye damat olması, İmparatorluğu’nun ikinci adamlığı anlamına geldiğinden dolayı, önemli konumlarda olan devlet adamlarının da Rüstem Paşa hakkında söylentiler çıkarması kaçınılmazdı. Rüstem Paşa’nın cüzamlı olduğu haberi uydurulmuştu. Peki, gerçekten öyle midir? Bundan emin olmak için, Kanuni Sultan Süleyman güvendiği adamlarından birkaçını Diyarbakır’a Rüstem Paşa’yı görmeleri için yollar. Haberin gelmesi gecikmez: Rüstem Paşa’nın çamaşırlarında bit bulunmuştur! Rüstem Paşa için vezirlik yolu açılmıştır artık; çünkü cüzamlı birisine bit gitmez!

Bu olay üzerine, Rüstem Paşa’nın siyasi düşmanları tarafından bir beyit yazdırılır;

“Olacak ki bir kişinin bahtı kâvi tâlihi yâr,
Kehlesi dahi ânın mahallinde işe yarar!”
(Kısaca: Şansın varsa, bit’ten bile fayda görürsün!)

mihrimah
Fotoğrafın büyük hali için tıklayınız

Mimar Sinan aşkını inşa ediyor

Hürrem Sultan’ın da desteği ile Rüstem Paşa, Süleyman ve Hüsrev Paşaları ekarte ederek 1544 yılında Sadrazam olur. Sadrazam, tüm vaktini ve enerjisini devlet işlerine verdiği, karısıyla gereği gibi ilgilenemediği için, kudretli hükümdarın kızı da kendini hayır işlerine verir.Özellikle, adına yaptırılan iki büyük caminin yapımıyla geçirir vaktini: Üsküdar’daki, etek giymiş bir hanım görünümündeki Mihrimah Sultan Camii (İskele Camii) ve gün ışığının her köşede adeta dans ettiği kadınsı edalı Edirnekapı Camii. Bu arada Mihrimah Sultan’ın statüsü iki minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen, yalnızlığını simgelemesi anlamında Edirnekapı Camii’ni tek minareli yaptırmıştır. En büyük şansı da Mimar Sinan’ın mimarbaşı olmasıdır. Mimar Sinan, Mihrimah Sultan için en uygun yerlere en uygun camiyi, dünya üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir sihirli simetriyle yapıvermektedir.

BÜYÜLEYİCİ SİMETRİ

Mihr ü mâh, Farsça’da güneş ve ay anlamına gelmektedir. İşte işin büyüleyici kısmı burada başlıyor. Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Camii ile Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’ni aynı anda görebileceğiniz bir yer tespit edin. Günbatımında göreceğiniz muhteşem manzara şudur: Edirnekapı Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş batarken, Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay doğmaktadır! Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkını resmedişi bu şekilde olmuştur.  İşte aşk!

Ve Mimar Sinan’ın yaptığı bu aşk fotoğrafının görülebildiği tek gün ise Mihrimah Sultan’ın doğum günü olan 21 Mart’tır…

Azize Euphemia

Azize EuphemiaAzize Euphemia, 4. yüzyılın ilk yıllarında yaşamış bir hristiyan kadınıdır. Euphemia o dönemki adıyla Khalkedonya‘da yaşamaktaydı.Yani şimdiki ismiyle Kadıköy’de… O dönemde Hristiyanlık henüz Doğu Roma’da yayılmamıştı.

O dönemde pagan inancına sahip olan Romalılar, bir festival düzenlerler ve bu törene Euphemia’nın katılmasını isterler. Bu tören, tanrı Ares adına, şimdiki Kadıköy’de, Yeldeğirmeni dolaylarındaki bir tapınakta yapılmıştır.

Azize Euphemia’nın Cezalandırılması

Hristiyanlığa inandığı için törene katılmayan Euphemia, dinine sadık kalmasının bedelini çok acı bir şekilde ödemiştir. Euphemia, ateşe atılıp çıkarılmış, şişlerin ucu ateşe verilip vücuduna batırılmış. Euphemia tüm bunlara dayanabilmiştir. Bu işkencelerin Euphemia’yı yıldıramadığını anlayan Romalılar onu yuvarlak ahşap bir çıkrığa, ellerinden ve ayaklarından bağlamışlardır. Tekerleği yavaş yavaş döndürerek büyük bir acı içerisinde kemiklerini kırarak Euphemia’yı öldürmüşlerdir.

Günümüzde, Sultanahmet’teki Adliye Sarayının arka kısmında, adliye çalışanlarına ait bir otopark bulunmaktadır. Burada, önü tel örgüyle kapatılmış bir yapı vardır. Üç camsız penceresi ve bir kapısı bulunan bu yapının tellerle kapatılmış pencerelerinden içeriye baktığınızda, karşıdaki duvarda karelere bölünmüş panolar halinde fresko resimler vardır. İşte o resimlerde, Euphemia’nın tekerleğe bağlanmış halde, işkenceler içinde acı çekerek öldürülüşü betimlenmiştir.

Euphemia daha sonra Hristiyan dünyasının bir efsanesi olmuştur ve Bizans bu efsaneyi kullanarak hrıstiyanlığın yayılmasına büyük katkı sağlamıştır.

Istanbul’un Fethi: Mehmed’i Fatih Yapan Sır

istanbul'un fethiII.Mehmed 30 Mart 1432 yılında Edirne’de dünyaya gelmiştir. 6 yaşında iken valilik yapmaya başladığı halk arasında kulaktan kulağa dolaşır ve halk tarafından ismi efsanevi bir şekilde yayılmaya başlar.
istanbul’un fethi
öncesi; Mehmed’in eğitimi için babası çeşitli hocalar görevlendirdi. Ancak zeki olduğu kadar hırçın bir yapısı olan Mehmed’in eğitilmesi kolay olmadı. Sonunda babası heybetli ve otoriter bir alim olan Molla Gürani’yi görevlendirdi.

Mehmed 8 yaşındaydı. Molla Gürani Mehmed’le günlük eğitimini yaptıktan sonra saatin geç olduğunu fark eder. Mehmed’i odasına kadar götürür. Aradan bir süre geçtikten sonra Molla Gürani Mehmed’e bakmak için odasına doğru yürür. Ve Mehmed’in kapısının altından gelen ışığı görür. Fakat ayak seslerini duyan Mehmed hemen ışığı söndürüp yeniden yatağına girer. Molla Gürani bu işten şüphelenmiştir. Aynı olay birkaç gece daha devam etmiş. Molla Gürani iyice şüphelenmeye başlamıştı. Mehmed’in gece odasında ışıkla ne yaptığını çok merak ediyordu.

Bir gece Molla Gürani artık odasına sessizce yaklaşıp neler olduğunu öğrenmek ister. Ve Mehmed’in odasının kapısını bir anda açıverir. Mehmed bir anda kandili söndürür, üstünü örter.

Molla Gürani:

-Sultanım, kaç gecedir takip ediyorum. Gece odaya girdikten bir süre sonra kandilinizi yakıp, bir şeyler yapıyorsunuz. Bir sıkıntınız mı var merak ediyorum. Benimle paylaşabilirsiniz.

Mehmed hızlı ve heyecanlı bir şekilde yatağından fırlar;

-Bende sana anlatmayı düşünüyordum. Ama bu ikimizin arasında bir sır olarak kalacak.

Çarşafının altından büyük bir kağıt çıkarır ve yere koyar. Molla Gürani gördükleri karşısında olduğu yere çöküverir ve kağıdı incelemeye başlar. Kağıtta karadan yürütülen gemileri, büyük topları ve orduları İstanbul haritası üzerinde görür.

Mehmed:                                                                                                                                                                                                                                        -Bu kesinlikle aramızda kalmalı, bir gün padişah olacağım ve bu kağıt sayesinde İstanbul’u fethedeceğim.

Beşiktaş Arması Anlamı

Beşiktaş arması anlamı: Beşiktaş ambleminde yer alan ilk beyaz çizgi 1′i,

üç siyah çizgi 3′ü,

ikinci beyaz çizgi 1′i simgeler.

Amblem ise 9 bölümden oluşur.

BJK

İşte bu dört rakam yan yana geldiğinde 1319′u meydana getirir. 1319, Rumi takvimde 1903′e karşılık denk gelir. Beşiktaş ambleminde yer alan Türk Bayrağı’nı kullanma hakkı ise 16 Mayıs 1952 tarihinde Yunanistan milli takımıyla oynanan maçta Türk Milli Takımı’nı temsil ettiği için Türkiye Futbol Federasyonu tarafından hediye edilmiştir.

Beşiktaş Hikayesi: Kartal’ın Doğuşu

beşiktaş hikayesiTürkiye’nin ilk spor kulübü olan Beşiktaş, 1903 yılının Mart ayında Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü adıyla kurulmuştur. Beşiktaş’ın kuruluşu 22 gencin 1902 yılında Şhaplı Osman Ferit Paşa konağının bahçesinde belli günlerde toplanıp güreş, boks, halter ve jimnastik gibi spor faaliyetlerinde bulunmalarıyla başladı. 1903 yılına gelindiğinde ise özel bir izin almak suretiyle Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü adıyla Türkiye’nin ilk spor kulübü kurulmuş oldu. Bu kulübün başkanlığına Şhaplı Osman Ferit Paşa’nın oğlu Mehmet Şamil Şhaplı seçildi. Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü ismi ise Şhaplı Osman Ferit Paşa’nın dedesi Mirzaiko Bereket Bey’den gelmektedir. Kulübün adı daha sonra Osmanlı Beşiktaş Terbiye-i Bedeniye Mektebi olarak değiştirildi.

Meşrutiyet’in ilanından sonra 1909 yılında iyi bir eskrim hocası olan Fuat Balkan, sporla uğraşan bu gençlere evinin altındaki yeri açarak, burayı kulüp merkezi yaptı ve Bereket Jimnastik Kulübünün adı Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü olarak değiştirildi. Ardından kulüp 13 ocak 1910 tarihinde resmen tescil edildi. Zamanla gençlerin bu spor kulübüne ilgisi arttı, kulübün merkezi Akaretler’de bir binaya taşındı ve bu binanın arkasına spor sahası yapıldı.

Çanakkale Savaşı: Hakkını Helal Et

çanakkale savaşıÇanakkale Savaşı sırasında: Çanakkale‘de Kocadere köyünde büyük bir “ Sargı Yeri ” kurulur. Kimi Erzurumlu , kimi Bosnalı , Kimi Adanalı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor…
Yaralılardan biri de Çanakkale Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.
” Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşıma ulaştırın…”
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur
” Ben köylüm Lapseki’ li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç almıştım .Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin bana ”
Komutan: “Sen merak etme evladım” der kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar. Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözüde ” söyleyin hakkını helal etsin ” olur…

Çanakkale Savaşı: Hakkımı Helal Ettim

Çanakkale Savaşı tüm şiddetiyle devam etmektedir. Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan gözyaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede gözyaşlarına engel olamaz :
“Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil’e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim”