Ertuğrul Fırkateyni

Ertuğrul Fırkateyni… 1889 senesinin bir sonbahar akşamı Harbiye Nezareti’nden çıkıp evine geldiğinde süvari Ali Bey bi hayli düşünceliydi. Bir ay süresi vardı yola çıkmak için ve sakal bırakması istenmişti. Çünkü Abdülhamit’in, 1887 yılında Japon imparatoru Meiji‘nin bizzat amcası tarafından Osmanlı’ya getirilen armağanlara karşılık Japon imparatoruna göndereceği hediyeliri Ali Bey kaptanlığındaki gemi yapacaktı ve usta bir denizcinin sakalı olmalıydı. Bu sebepten kendisine ‘Evladım sakal bırak’ denmişti.

Ertuğrul Fırkateyni - Kaptan Ali BeyAli Bey yolculuğa çıkmadan evvel kızı Nevriye’ye son kez sarılıp öptüğünde nihayet sakkallıydı. Henüz 3 yaşındaki kızı Nevriye “Anımsadığım tek şey babamın, yanağımdaki yumuşacık sakalıydı.” diyecektir. Ve hatırasında babasını hep bu şekilde yaşatacaktır.

Hediyeleri götürmek için Ertuğrul Fırkateyni seçilmişti. Oysa ellerinde zırhlı ve daha büyük buharlı gemiler vardı. Ertuğrul ise tam 11 yıl boyunca Haliç’te bir dubaya bağlı beklemekteydi ve bu süre içinde hiç yüzmemişti. Derler ki, Ertuğrul Fırkateyni Türk yapımı tek gemimiz. Diğerleri ise Almanlar’dan alındı. O halde Türk gemisi gidecek. Aslında gerçek daha farklıydı. Ertuğrul, hem buharlı hem de yelken donanımına sahip tek gemiydi. Kaptan Ali Bey’e; ‘Evladım bizim tüm bu yolculuğa yetecek kömür alacak paramız yok. Bu yüzden limanlara yanaştığınız zaman buhar yakın, geminin düdüğünü öttürün fakat açık denizlerde yelkenle gidin. Zira paramız yok’ demişlerdi.

Ve Ertuğrul Fırkateyni Demir Alır

Ertuğrul Fırkateyni 600’e yakın mürettabatıyla demir alıyor, o zamanın gemilerinin 3 – 3.5 ayda gidecekleri yolu yaklaşık 8 – 9 ayda tamamlıyor. Yolculuk sırasında bir çok zorlukla karşılaşıyorlar. Bunlardan birisi de fare sorunudur. Gemiyi yüzlerce binlerce fare basmıştır. Artık farelerle başedemz hale geldiklerinde, bir limanda karşılaştıkları Çinli denizcilerden aldıkları akılla ancak bu işin üstesinden gelirler. Farelerden 10 tene kadarını alıp bir kafese kapatırlar. Uzun süre aç kalan fareler birbirlerini yemeye başlarlar. Geriye kalan 3 – 4 fare artık birer katil fare haline gelmiştir. Bu katil fareler de gemiye salınıyor ve diğer fareleri öldürmeleri sağlanarak bu beladan ancak bu şekilde kurtuluyorlar. Gemi nihayet Yokohama Limanı’na vardığında Japonlar çok şaşırıyor. Ali Bey’e; ‘Nuh’un Gemisi’nin yüzüp yüzmediğini bilemeyiz ama sizin bu gemiyle buraya gelmeniz gerçekten mucize. Fakat mucize bir kez olur. Nasıl geri döneceksiniz?’.Kaptan Ali Bey’ in güvendiği yegane şey ise birlikte yol aldığı emekçilerdir. Çünkü Kaptan Ali Bey de iç denizler için yapılmış ahşap bir geminin şiddetli okyanus dalgalarıyla baş edemeyeceğini biliyordu. Geminin ambarları kömürle değil tahtalarla, gemi yapımında kullanılan kalaslarla doluydu bu yüzden. Ve bir yığın emekçi ile marangoz ile. Ali Bey; ‘Bakın aslanlarım. Ertuğrul durmadan dalga yiyecek. Harap duruma gelecek. Yukarda rüzgar, aşağıda sizin emek gücünüz. Beğenmediğiniz tahtaları kesin, biçin, değiştirin. Nasıl olsa tahta bol. Yolculuk boyunca siz Ertuğrul’u yüzdüreceksiniz.’ demişti yiğitlerine.

Dönüş yolunda da kaptan Ali Bey’in tek güvencesi Ertuğrul’un cesur emekçileriydi. ‘Bizi yüzdürürse onlar yüzdürecek’ diyordu. Ama Japonlar dediler ki; ‘Büyük bir fırtına var. İki aylık fırtına. Hiç olmazsa o dinsin. Bekleyin.’ Japonlar bu konuda çok ısrarcıydı. Kaptan Ali Bey düşündü. İki ay bu limanda bağlı kalmak yolculuğun iki ay uzaması demekti. Ayrıca yaklaşık 600 kişinin İki aylık masrafı da demekti. Japonlar Ali Bey’e bir gemi satmayı da teklif etmişlerdi. Fakat Ali Bey ”Bir kaptan asla gemisini bırakmaz. Biz Ertuğrul ile geldik onunla döneceğiz” diyerek bu teklifi geri çevirir. Zaten gemiyi alsalar bile bu, gidecekleri 3 aylık yol boyunca aç kalmaları demekti. Çünkü paraları yoktu. Ailelerine ve memleketlerine olan özlemleri de vardı ki acele etmelerinin bir sebebi de buydu.

Ertuğrul’un Hazin Sonu

16 Eylül 1890, dönüş yolunda beşinci gün ve Oşima Adası açıklarında Ertuğrul korkunç bir fırtınaya yakalanır. Ertuğrul okyanusun dev dalgalarıyla mücadele ederken, emekçiler kalasları, tahtaları kesip biçmekte ve durmadan çakmaktadır. Derken birden ambarlara inen merdivenlerde Kaptan Ali Bey’i görürler karşılarında, büyük üniformasını giymiş halde. Kaptanlar büyük üniformalarını yalnızca önemli günlerde giyerler, bir tören için yahut bir limana girerken. Fakat fırtınanın ortasında bir kaptan büyük üniformasına giymişse bunun anlamı şudur; “son liman.”  Ali Bey; ‘Hadi yiğitlerim’ der. ‘Ertuğrul’dan buraya kadar. ‘Ama efendim, gemi su almıyor ki! Biraz daha gayretle daha fazla direnebiliriz. ‘Almıyor ama geminin mirgan direği yıkıldı.’ Eğer ahşap bir geminin mirgan direği  kırıldıysa böyle bir fırtınada hele ki okyanus dalgalarının arasında  yüzmesi imkansızdır. Tam bu sırada Ali Bey güverteden gelen bir sesle apar topar yukarıya fırlar. Az ilerde Oşima Adası’nın ışıkları görünmektedir. Kaşinozaki Feneri. Ali Bey aniden bağırır; “Faryap!” yani elde yakılacak ne var ne yok hepsi kazana. Bütün iskemleler, dolaplar hatta güverteden sökülen tahtalar dahi atılır kazanlara. Amaç son bir buhar gücüyle dev dalgaları yarıp kıyıya ulaşmaktır. Ertuğrul adeta yaydan fırlamış bir ok gibi hızla hareket etmektedir. Fakat biraz sonra alçalan bir dalgayla anlarlar ki yanlış yönde hareket ediyorlar. Çünkü kıyı olduğu gibi kayalıklarla çevrili. Ve fırtınada faryap halindeki bir gemiyi durdurmanın hiç bir yolu yoktur.

Ertuğrul FırkateyniO gece Kaşinozaki Feneri’nin kapısı saatlerce çalınır. İçerideki bekçiler fırtınadan dolayı kapıyı zar zor duyarlar. Kapıyı açan Japonlar şaşkındırlar. Yaralı, ıslak, garip elbiseli bir grup insan. Dillerinden de hiç bir şey anlayamıyorlar ve iletişim kurabilmek için rengarenk bayraklar getiriyorlar. Türkler bu bayraklarla zemine bir tümce kuruyorlar: “Az ileride bir Türk gemisi battı, yardım edin.” Fakat fırtınanın dinmesini beklemekten başka yapacak hiç bir şey yok.Gün ağırana dek gelen sadece 69 kişi, aralarında Ali Bey’in de bulunduğu 500’ü aşkın denizci hala kayıp.

O gece ada köylüleri kazazedelere yardım etmek için adeta seferber oluyorlar. Fakat köy halkı çok fakir. Üşüyen denizcileri ısıtmak için ateşleri dahi yok. 3 – 4 Japon üstlerini çıkarıp 1 Türk’e sarılıyorlar ve bedenleriyle onu ısıtmaya çalışıyorlar. Bu yoksul Japonlar tanımadıkları bu insanlara kucaklarını açıyorlar. Kazanın üzerinden bir süre sonra Japon imparatoru, kazadan kurtulan denizcileri göndermek ve başsağlığı dileklerini iletmek amacıyla iki tane kruvazör görevlendirir ve İstanbul’a yollar. Böylelikle iki ülke arasındaki bağa bir düğüm daha atılmış olur. Bu kazanın anısına Kaşinozaki Feneri’nin yakınlarına Ertuğrul Fırkateyni Mezarlığı yapılmış ve anıtlar dikilmiştir.

Kaynak:

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.