Zümrüd-ü Anka: Umut ve Dirilişin Öyküsü

Zümrüd-ü Anka

Derler ki;

Zümrüd-ü Anka kuşu, ölümü yaklaştığı zaman, yüksek bir yere çalı çırpıdan yuva yaparmış. Ardından yuvasına tüneyip güneşin en tepeye gelmesini beklermiş. Güneşin sıcaklığına daha fazla dayanamayan çalılar tutuştuğu sırada, Anka kuşu en güzel şarkısını söylemeye başlarmış. Bu şarkıya Zümrüd-ü Anka’ın son şarkısı derlermiş. Alevler arasında kalan Anka yanarken, küllerinden yeni bir Anka kuşu meydana gelirmiş.

Bizim kültürümüzde Anka olarak bilinen bu kuş; batıda Phoenix, İran mitolojisinde ise Simurg olarak adlandırılmıştır. İran efsanesine göre bu kuş o kadar yaşlıdır ki yaşadığı bu uzun ömür sayesinde bütün zamanın bilgisine sahip olmuştur. Bilgeliğin sembolü olan bu kuşu yalnıca yine bilgeliğin zirvesine erişebilmiş kimseler görebilirlermiş.

Kuşların Zümrüd-ü Anka arayışı

İranlı şair ve mutasavvıf Feridüddin-i Attar, Simurg’un hikayesini Mantıku’t-Tayr adlı eserinde şu şekilde anlatmıştır:

“Rivayete göre  kuşların hükümdarı olan Simurg Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi,  sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş.
Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki,  Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg’un yuvası,  etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş,  hepsi birbirinden çetin yedi vadi… İstek,  aşk,  marifet,  istisna,  tevhid,  hayret ve yokluk vadileri…
Zümrüd-ü Anka - Simurg Kuşlar,  hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar,  dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş… “Aşk Denizi”nden geçmişler önce…”. “Ayrılık Vadisi”nden uçmuşlar…”. “Hırs Ovası”nı aşıp,  “Kıskançlık Gölü”ne sapmışlar… Kuşların kimi “Aşk Denizi”ne dalmış,  kimi “Ayrılık Vadisi”nde kopmuş sürüden… Kimi hırslanıp düşmüş ovaya,  kimi kıskanıp batmış göle…
Önce Bülbül geri dönmüş,  güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. Kartal,  yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “Şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “Yokoluş”ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg’un yuvasına vardıklarındaysa, tek gördükleri yine kendileri olmuş. Sonunda sözcüklerdeki sırrı çözdüklerinde anlamışlar ki aradıkları Simurg aslında kendileriymiş. Farsça’da “si” otuz, “murg” ise kuş demektir. Bu 30 kuş hayrete düşmelerine ve hatta yok oluşu dahi yaşamalarına rağmen uçmaya devam ederek kendi küllerinden yeniden doğmayı başarmışlar.”

Kaynak:

This article has 1 comments

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.